< çitlembik78 - Blogcu





çocuk sevgisi

<****** type=text/**********> <****** src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type=text/**********> <****** name=google_ads_frame marginWidth=0 marginHeight=0 src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/ads?client=ca-pub-7367856165470296&dt=1175426311203&hints=%20%C3%87ocuk%20G%C3%B6zler&lmt=1175426311&alt_color=FFFFFF&format=250x250_as&output=html&channel=5122019763&url=http%3A%2F%2Fmesaj.antoloji.com%2F%3Fsayfa%3Dmesaj%26sirala%3Dtarih%26kutu%3Dgelenler%26mesaj%3D230020048%26page%3D5%26guncel%3DOK&color_bg=F6F6F6&color_text=333333&color_link=CC0000&color_url=0000FF&color_border=F6F6F6&ad_type=text_image&ref=http%3A%2F%2Fmesaj.antoloji.com%2F%3Fsayfa%3Dgelenler%26page%3D5%26sirala%3Dtarih%26t%3D01.04.2007%2014%3A18%3A23&cc=405&u_h=768&u_w=1024&u_ah=734&u_aw=1024&u_cd=32&u_tz=180&u_his=14&u_java=true" frameBorder=0 width=250 scrolling=no height=250 allowTransparency>
çocukları seviyorsanız lütfen onlara ilgi gösterin
unutmayın siz de bir zaman çocuktunuz
odalar dolusu oyuncağınız yoktu ama eminim daha mutluydunuz...sevgiyle efendim...
akşam eve gelirken mutlaka bir şey almayın..onu kucağınıza alın. 'canım' deyin sarılın yeter.işte bu ömre bedel...


Çocuk Gözler

Bakışlar masumdur,yürekler temiz;
Neler neler söyler; o çocuk gözler...
Eğer bir yüreğe girebilseniz,
Sizi abad eder o güzel yüzler..

Kimisi yeşildir, kimisi siyah,
Kimisi eladır, kimisi mavi..
Yüreklerden uzaklaşır kederler,
Baktıkça sevgiyle o çocuk gözler...

Kimi yaramazdır, kimi afacan,
Kimisi doludur yüklü heyecan,
Kimi ele avuca da sığmayan,
Her biri ömürdür o çocuk gözler...

Biri şurda tek başına oynuyor,
Biri düşümüş yüreğimi dağlıyor;
Diğeri saçı çekilmiş ağlıyor;
Ne de güzel bakar, o çocuk gözler....

Her birisi ayrı birer dünyadır,
Onları sarmalı, alıp kucakta,
Televizyon, bilgisayar başında,
Ne de harcanırlar o çocuk gözler....

Ben onların gözlerine bakınca,
Hepsini kalbime alasım gelir...
Benim değil biliyorum da onlar,
Tümünün annesi olasım gelir.....

Ziynet Hepşen

tepki

Klasik tepki: 'Sıraya geç kardeşim.'

Neoklasik tepki: 'Şeker kardeşim sıraya geçiver.'

Realist tepki: 'Sıra var.'

Sürrealist tepki: 'Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay'da bak bir daha yapabiliyorlar mı? '

Romantik tepki: 'Beyefendi galiba sırayı görmediniz.'

Modern tepki: 'Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa'da...'

Postmodern tepki: 'Sırana geç lan ayı! '

Uzlaşımcı tepki: 'Acelesi olmasa öne geçmezdi, üzmeyin garibi...'

Devrimci tepki: 'Altyapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek.'

Kaderci tepki: 'İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür.'

Felsefeci (septik / kuşkucu) tepki: 'Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir.'

Hümanist tepki: 'İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için. Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz.'

EN UZAK MESAFE

EN uzak mesafe ne afrikadır ne çin,

Ne seyyareler nede hindistan.

Ne yıldızlar geceleri ışıldayan,

İKİ kafa arasındaki mesafedir

EN uzak mesafe,

Birtürlü birbirini anlamayan.

ADI İÇİN YAŞAMAK

Gönderen: çitlembik           Tarih: 03.03.2007 / 13.05.20

 

Adı İÇİN yaşamak





Garip olmak gariban olmak sıfatsız olmak ….Düşünsenize hiçbir makamınız yok sadece adınız var ve sadece adınız için yaşıyorsunuz.Düşünmek bile ne zor değimli sıfat taşımamak sıfatsız olmak bile bir sıfat olabilir mi? İnsan   olmak yani ‘’insanlar içinde bir insan ‘’olmak ne güzel olurdu dimi…herkesin derdini dert bilmek , emir değil nefer olmak ne güzel olurdu değil mi? Sevilen değil seven olmak zor mu bu kadar? Adanılmış değil adanmış olmak ne tatlıdır değil mi? Evet sadece adınızın kalması ve hiç bir sıfatı   kendine layık görmemek nefis için ne kadar zordur ..Her şeyin   madde olduğu görünmeyenin gayb olduğu asrımızda adı için yaşayan nice kahramanlar var biliyorum…Özür dilerim onlar adları için bile yaşamayı kendilerine ar gören adanmışlar var..

Kardelen sevdasına uykusuz kalan nice isimsiz yiğitler var.Gözyaşları ağlamaktan çağlayana dönmüş sevdalılar var.Sevdası ne olabilir ki adını bilmediği topraklara İbrahim gibi arkasına bakmadan giden bu erlerin?

Görünmeyene iman etmiş bu bahadırların sevdasını hangi atlar taşır bilinmez . Adlarını tarih sayfaları yazarmı bilinmez. Ama bilinen şudur faniler yazmasada ganiler yazmaktadır..

Koyu lacivert gecelerde bir melek edası ile secdeye derdini döken yürek …Senin o yüreğin ne büyük cihanın derdini taşıyan kalbin ne engin.. Sen adı için yaşamayı ar sayan berk edalı hoş sadalı cengaverim seni bir tarih daha yazılırsa adını altın harflerle yazmayan tarihçiler kitaplarından utansınlar.. Sen istemezsin adının şanının duyulmasını ama bizim gibi kem talihli kıtmırlere serazat arzular peşinde koşan sefil ruhlara bir yudum insanlık namına seni bilmek isteriz sen kimsin nesin melekmisin nesin sen ey adı bilinmeyen yiğidim.

Ey yüzü kara bahtı kara ama yürekleri bembeyaz Afrikayı aydınlatan ışıklar..Altay dağlarının hoyrat rüzgarlarını meltemlere çeviren adanmış ruhlar..Aborjin diyarını sevgi yurduna çeviren yiğitler…sizler nesiniz necisiniz sizler bize gönderilen Bedir deki meleklermisiniz…



Ey dünyanın dört bir yanında İbrahim yürekli Yusuf yüzlü Yakup sabırlı Muhammed gönüllü ağabeylerim ablalarım …duamız sizledir ..beni de anın dualarınız da bu sizden dileğim…..

DUASIZ ÜŞÜR YÜREKLER

çitlembik           Tarih: 06.03.2007 / 11.40.09
 


Yüreğime şifa ver ki, sadece kendim için çarpmasın,Senin Sevginin Ruh'una açılsın.

Dilime şifa ver ki, kimseyi kırmasın,

teselli edici sözler konuşsun.

Ayaklarıma şifa ver ki, tökezlemesinler,

yeni yollarda da güvenirli adımlar atsınlar.

Gözlerime şifa ver ki, dosdoğru önüne bakmasın,Senin dünyanın çehrelerini kalbime taşısın.

Kulaklarıma şifa ver ki, tıkalı kalmasınlar,

fakirlerin ve çağresizlerin haykırışlarını duysunlar.

Ellerime şifa ver ki, hayal kırıklığına uğrayan yumru değil,birbirleriyle yardımlaşarak uzanan eller olsunlar.

Zihnime şifa ver ki, uyuşmasın,Senin sözlerinin takibcisi olsun.

BU GÜNÜ DÜŞÜN DÜN GEÇTİ YARIN VARMI?
GENÇLİĞE DE GÜVENME ÖLEN HEP İHTİYARMI?


    
 
Gönderen: çitlembik           Tarih: 06.03.2007 / 11.37.42
 
DUASIZ ÜŞÜR YÜREKLER! ! ! !
---
Duasız üşür yürekler
Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!
Duasiz üsür yürekler...

Biliyor musun? ..
Baskasina dua ettiginde, aslinda sen kendine dua ediyorsun!
Ne kadar çok kimse için dua edersen, o kadar çok KAZANIYOR YA DA KAYBEDIYORSUN!

çünkü melekler,
Duan, rahmet ve hayr ise: ' Bir misli de sana olsun, amin',
Duan zulmet ve ser ise: ' Bir misli de sana olsun, amin' derler...

Dua, içimizle muhasebe olunacagimiz bir SIR dir..
Bir ayine gibidir tipki, içimizi yansitir bize..
Rabb'e sunulan bir arzuhaldir dua, geri döner bize o kapilardan yüregimizce..

Hep hayra dua edenlerin, maddeten ve manen hayirlara ermesi, serre dua
edenlerinse, rahmetten mahrum kalmasi bundandir iste..

Duasiz üsür yürekler bil! ..
Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!

Bilmezsin hangi kirik gönlün duasidir karanliklarini aydinlatan, sana ummadik
kapilar açan..
Bilmezsin kimin için ettigin duadir, seni böyle ayakta tutan...

Hiç üsümesin yüreklerimiz için,
Dualarda bulusalim..
Daim dualasalim..

Allahin o guzel selami hepimizin uzerine olsun...

'Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana
dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. öyleyse, onlar da Benim
çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu
bulmuş) olurlar.


Hiç üsümesin yüreklerimiz için,
Dualarda bulusalim..
Daim dualasalim..

Allahin o guzel selami hepimizin uzerine olsun...

MEKKE NİN VEDASI


...Mekke/nin vedası



Yalnızdı gül peygamber,
Bir Mekke akşamında,
Mekke mahzun.....aglamaklılıydı,
Sevgili vuslatında.
Küfür alaca karanlık,
Zülüm hat safha'da,
Vedaya hazırlanıyor Mekke,
Peygamber vatanında,
Bir avuç küfür ordusuna,
Bir avuç kum.
Söyle ey yetimler şehri,
Bu gece nasıl uyudun.
Şimdi gidişemi yanıyorsun?
Yoksa kuruluşamı bu heyecan,
Sana hasretmi kaldı ey Mekke,
Bu kutlu yolculuktan.
Telaşın başından aşkın,
Gönülsüz bir ayrılık var,
Bu gece sensizlige ağlıyor,
Mekke'de tüm sokaklar.
Yıllar sürecek hasretin,
Bu gece son gecesi,
Göz yaşlarınla ıslandı ey Mekke,
Peygamberin hanesi.
Artık Mekke'nin koynunda,
hüzün var.
Medine'de gülistan,
Haydi yolcu et habibini,
Tan yeri agarmadan.
Resulün gözleri dolu dolu,
Son kez baktı Mekke'ye,
Figan koptu Mekke'den,
Can ciger sevdigine,
Vakit iyice daraldı
Bitir artık bu vedayı
Ben'de olsam bırakmam
Muhammet Mustafa'yı.
Semadan müjde indi,
Mekke'nin yüregine,
Bu mahsun gidiş bir gün
Dönecek büyük fethe

BİZ NEREDEYİZ

<****** type=text/**********> <****** src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type=text/**********> <****** name=google_ads_frame marginWidth=0 marginHeight=0 src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/ads?client=ca-pub-7367856165470296&dt=1173299808802&hints=%20%5Bumitvar-olunuz%5D%20S%C4%B1rr-%C4%B1%20N%C3%BBn%20Hik%C3%A2yeleri-1-%20%2F%20%C3%87%C3%B6l%C3%BCn%20S%C4%B1rr%C4%B1&lmt=1173299808&alt_color=FFFFFF&format=250x250_as&output=html&channel=5122019763&url=http%3A%2F%2Fmesaj.antoloji.com%2F%3Fsayfa%3Dmesaj%26sirala%3Dtarih%26kutu%3Dgelenler%26mesaj%3D216469770%26page%3D10%26guncel%3D&color_bg=F6F6F6&color_text=333333&color_link=CC0000&color_url=0000FF&color_border=F6F6F6&ad_type=text_image&ref=http%3A%2F%2Fmesaj.antoloji.com%2F%3Fsayfa%3Dgelenler%26page%3D10%26sirala%3Dtarih%26t%3D07.03.2007%2022%3A18%3A34&cc=191&u_h=768&u_w=1024&u_ah=734&u_aw=1024&u_cd=32&u_tz=120&u_his=17&u_java=true" frameBorder=0 width=250 scrolling=no height=250 allowTransparency>
'İyisi mi, kendi hesaplarınızı yaptığınız kalemleri kırın. Kaderin kalemine güvenin. Siz sadece size 'şimdi' düşeni yapın. Yoksa hâlâ kağıt üzerinde mi dolanıyorsunuz? '
Senâi Demirci

siz konuşurken biz susuyorduk
ne zamanki çöllere düştük ateşten
nasıl ki ne leyla boy ölçüştü aşkımızla
ne de şirin muskalar edindik şîrin gibi
terkederken siz inliyorduk biz
işte o yüzden bu sahranın canyakan gülüyüz..
ciğerdelen bir fırtınaydı bakışlarınız
alınız efendim toplayınız bu sizin oklarınız
savaş çığlıklarınızı da,akacak kan mı kaldı
silin renklerimizi içerden vakitsiz ölüyüz..

Bir gün döneceksiniz efendim paramparça ettiğiniz kapıya.. Ya da gelmeyiverirsiniz..Ne gâm! ..

Artık harflerin dansını bitirmeli sayfalarda..Harf harf harcanmamalı birleşerek acınası sözcükler de..Eğer sadece kelimelerle seslenmişseniz bize,hiçbir eşiğini geçememişsinizdir var saydığınız,dönüşe aralanmış kapıların..Oysa ne oyalamanın ne de oyalanmanın zamanı değildi,seçtiğiniz kırıp tüketen sözcüklerdi kesen yolunuzu..Her biri ışıksız ülkeler açardı zamana ve biz ise tutunuvermeyi dilemişizdir güneşe elimiz yansa bile..Yetmez efendim yakıverdiğiniz mumlar aydınlanmamıza..

Gece mi Leyla,Leyla mı geceden doğma karalığı muammâ bir dilber..Meczup mu ülkemin kentlerini harâmi gibi yağmalayıp ateşlere veren,ateş mi yakan alnını meczubun soğurtacak bir eczâ bile sunmadan..

Yıldızlı bir yaz gecesinde gireriz de kentin ön kapısından tâlihimiz hemen yol bulup sıvışır arka kapısından da sırtlanırız kentin çarmıhını..Ayak üstü derin rüyalar görürüz ve hep tâbirlerini şerre yorar kara çatkılara bürünmüş kâhinler..Akik gerdanlıklar takar,bin parça aynalara binlerce akik renkleri saçarız Necef çöllerinde..yine de geçmeyiz rüyalarımızda bile kırkıncı kapısından ötelerin..

Bizimki derin bir dip sarhoşluğu efendim,çöllerimiz oluşmadan evvel mekânlarımızdaki ummânlardan hatıra bir derinlik vurgunu bu.. Hadi su nakış tutmaz diyenler—(ki yanlış bir düşünce oysa ateş çiçeklerimiz alev alev kitre içre açar gönül teknelerimizde) —çöl de mi tutmaz suyu nakkâş gibi nakşederek bağrına,ya bu akıp duran gözlerimizden nereye gider onca yaş? ! .. Sanır mısınız kızgın kuma düşen her şey buhar? ! Ya tuzu,ya tuzu efendim ne çok hikâye çıkarır desenlerinde çöl gülü kadar naif,çöl yıldızı kadar parlak,çöl rüzgarı kadar okşayıcı helezonları kadar baş döndürücü..

Kum mu derinleşen sevdâların öykülerinin kalbe nişân almış mızrak misâli sahralarda gözyaşı kuyuları açar yoksa derdest edip ağrılarını sevdâlıların,kumul tepeler mi inşâ eder Bâbil kulelerine inat,kıskanılası,görkemli ve her kum tanesini acıyla ve gözyaşı ile harç yapıp güneşin yakıcı ışıklarıyla pişirip aşk âbideleri diker dört bir cenâhına çölden ülkemizin..

Peki biz bu hikâyenin neresindeyiz efendim?

İşte efendim biz o hikâyenin Leylâ’sı ve Mecnun’u olarak tam semâ ile ârz’ın birleştiği yerdeyiz..Başı ve sonu belli bir mesnevisi var çölün biz kadar uzak ve biz kadar iç içe ama asla sıradan değil.

Aslında niyetimiz kapıyla başlayıp bir kente girmekti,bir çöl yazısı yazmak değildi..Âhh o ellerimiz,kırılası,kumları karmayı öğrenmiş ellerimiz ne de alışkın tutunup köklerinden bir yalnız çöl gülünün hatrına sıraladı efendim bunca hurde teferruâtı.Ya çöl,ne mi dedi bunca ayak izlerine,bunca çiğnenmişliğin tanıklığında.

Çöl bu ne anlar efendim onun işi örtmektir ve gömmektir hissizce,nice sırlar gibi..Çöl bu acımasız hikâyeyi fırtınalarıyla örtüp unutturdu size efendim ama ya çöl gülü? !

Böyle biter mi bir hikâye,yok efendim yok tüm nisyâna rağmen yine çölün hatrı var gülün fersûde yaprağında...

GÖRMÜYORMUSUN

Görmüyor musunuz?

Sıcak, güneşli bir gündü ve otelin havuzunda
aylaklık ediyordu. Parlak turuncu bir mayo giymiş ve
zarif, ince çerçeveli bir gözlük takmış olan adam,
arada bir buzlu içeceğinden bir yudum alıyordu. Kısa
süre sonra adamın sağındaki şezlonga bir kadın
yerleşti ve 'Ne fena. Gökyüzü bulutlu. Birazdan güneş
buluta girecek. Rüzgar da esmeye başladı,' dedi.
Gözlüklü adam, 'Hayır' diye yanıt verdi. 'Harika
bir gün. Ağaçlarda kuşların şakıdığını işitmiyor
musunuz? Bulutlar ve rüzgar da sıcağı azaltıyor
biraz.'
Biraz sonra yağmur atıştırmaya başladı. Kadın,
'İşte, size söylemedim mi? Yağmur her şeyi berbat
edecek' dedi. Adam onu, 'Hayır' diye yanıtladı.
Görmüyor musunuz, çevremizdeki harika kokulu
çiçeklerin ve yeni kesilmiş çimlerin yağmura
gereksinimi var.'
Kısa bir süre sonra, evli bir çift sandalye çekip
adamın soluna oturdular. Adam eşine, 'Seni aptal.
Anahtarı odada unuttuğuna inanamıyorum.' diye
bağırıyordu. Kadın, 'Evet, ama sen de güneş yağını
getirmeyi unutmuşsun, embesil! ' diye yanıtladı adamı.
Gözlüklü adam, 'Görmüyor musunuz, ön büroda bir
yedek anahtar ve dükkanda da bir sürü güneş yağı var.
Ufak şeyler yüzünden kavga ederek değerli yaşamınızı
boşa harcıyorsunuz.' dedi.
İki sandalye ileride bir anne oğlundan ağır bir
kutuyu alıp arabaya götürmesini istiyordu. Çocuk
annesine 'Ama anne sırtım ağrıyor. Yorgunum ve gözüme
de bir şey kaçtı' dedi.
Gözlüklü adam delikanlıya döndü bu kez. 'Görmüyor
musun, bu dünyada sırf eğilip bir şeyi kaldırmak için
her şeyini verebilecek insanlar var.'
Tam bu sırada duvarın arkasından bir kadın bir
tekerlekli sandalyeyi iterek geldi. Gözünde güneş
gözlükleri olan felçli ve kör adamın sandalyesine
yerleşmesine yardım etti, gözlüklerini düzeltti,
sandalyesindeki adamı kapıdan çıkardı ve adamın beyaz
bastonunu eline verdi.


merhamet fakiri

Merhamet fakiri olmak! ! ! ! ! !
Ne büyük ve üzücü bir yokluk.

Kalbinde merhamet esintisi olmamak!
Sanırım bir insanın imansızlıktan sonra en büyük nasipsizliği bu olmalı.

Merhamet öyle büyük bir ni'met ki, o nimetler vesilesiyle niceleri ve
toplumlar hidayete erdi.

Varlığımızı borçlu olduğumuz Güller Sultanı sav, Taif'te taşlanınca, yanına
Hz Cebrail as geldi ve:

'Ya RasülAllah, şu an bütün melekler emrimde. Senin 'Evet' demenle bir
işaretimi bekliyorlar. İşte zelzele Meleği, işte afet Meleği. İşte yağmur
Meleği! Allah cc bizi sana müsahhar kıldı. Emret ya RasülAllah, bu yerin
altını üstüne getirelim.'

O merhamet şahikası sav, ellerini açtı semaya, gözleri boşandı ama yediği
taşlardan acısından değil, merhametten dolayı ağlayan gözleri ile yalvardı,
yalvardı:

'Ya Rabbiiii! Onlar bilmiyorlar bilselerdi yapmazlardı. Belki onların
neslinden sana itaat edenler çıkar.'

Mirac da kimseye nasip olmayan, olmayacak olan Sidret-i Münteha da,
Huzurullah'ta kimin için merhametle aman diledi. Secdelerde uzun uzuuun
kimler için saatlerce ağladı, ağladı.

'Ya Rabbiii, ümmetimi bana bağışla, ümmetimi bana bağışla.'

Ah ya RasülAllah, sana nasıl salavat getirmeyiz, seni nasıl sevmeyiz, senin
yolundan nasıl gitmeyiz.

ALLAHÜMME SALLİ ALÂ SEYYİDİNÂ vE NEBİYYİNÂ MUHAMMED.

***

Onu sav sevmek merhametli olmayı gerektirir. Öyle ki, yolda giderken
Beyazid-i Bestami ks hazretleri, birisinin, atına fazla yük vurmasından
dolayı hayvancağız gidememiş de sahibi hızla kırbaçlamaya başlamış ve
hayvanın arkasından kan gelmeye başladı. Bunu göre Hazretinde merhametinden
dolayı arkasından kan gelmeye başladı.

Bu ne merhamet...



En büyük merhamet, ibadetten yoksun olanlara, dinden bihaber yaşayanlara
olmalı. Günah bataklığına dalanlara olmalı. Onlara son derece uzun uzun
dualar etmeliyiz.

Rabbim bizleri kalbi katılaşmış (ateda taşlaşmış) olmaktan muhafaza eylesin,
kalbi katı olanların musibetinden de, merhametten yoksun olmaktan muhafaza
eylesin.

hadis deryası

   
Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :

Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resûlü iyi davranıp hoş sohbette bulunmama en ziyaâde kim hak sâhibidir?" diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Annen!" diye cevap verdi. Adam: "Sonra kim?" dedi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Annen!" diye cevap verdi. Adam tekrar: "Sonra kim?" dedi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yine: "Annen!" diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: "Sonra kim?" Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu dördüncüyü: "Baban!" diye cevapladı."

Müslim, Edeb 2

« Önceki ::